Türkistan ve Ahmet Yesevi Üniversitesi
17 Kasım 2015

Türkistan ve Ahmet Yesevi Üniversitesi
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google plus'da paylaş Yazdır
 

Türk dünyası adlı kavramın temeli ve atalarımızın ruhu, Ulu Hoca Ahmet Yesevi’nin vatanı olan kutsal Türkistan’da ebediyen yaşamaktadır. Türkistan, muska bir yurt, kökü Türk halklarına dayanan bir baba ocağıdır. Türkistan, şecere doludur, bereketli toprağı eski tarihi canlandırmaktadır.

 

Bütün müslümanlar için ikinci Mekke’ye denk olan bu kutsal yurdun içinde Türk halklarının on beş asırlık yüksek feraseti, düşünce gücü, kahramanlığı, milli ideali, acılı tarihi vardır.

 

Eski Türkler için Atayurttaki Türkistan şehrinin yeri üstündür. Sözün kısası, eski Türkistan, soyu bir, ruhu bir, dini bir; bütün Türk halklarını bir araya getiren, manevi kişiliğini zenginleştiren Ata yurttaki manevi merkezi, ruh başkentidir. Tarihi gelişim süreci içerisinde Kazak, Özbek, Kırgız, Azerbaycan, Türk, Tatar, Başkurt, Karakalpak ve diğer boyların özel kültürünün, edebiyatının, ilmi hazinelerinin genişlemesiyle Türk Dünyası kavramının daha da aydınlandığı ve Türkistan’ın da bu aydınlanmaya büyük katkı sağladığı bir gerçektir.

 

X. yüzyılın yazılarında “Şavgar”, “Yesi” ismiyle tanınan şehir sonradan “Türkistan” adını almıştır. “Türk” kelimesinin asıl manası da “kahramanlık, cesurluktur”. “Stan” ise, halk, yurt isimlerine eklenen Farsça bir ektir. Yani, “Türkistan” kelimesi, “Kahramanlar yurdu” anlamını taşımaktadır.

 

Tarihi kaynaklara göre, IIX. yüzyıla kadar Türk ve Batı kağanlığının, sonra Türkeş kağanlığının altına giren Şavgar veya Yesi, saldırı zamanında Arapların, Oğuzların ve Karlukların yönetiminde kalmıştır. Esim Han (1598-1628) Türkistan şehrini Kazak Hanlığının başkenti ilan etmiş ve özel para yaptırmıştır. İşte, o zamandan XIX. yüzyıla kadar Türkistan, Kazak hanlığının resmi yönetim yeri (başkenti) ve önemli bir ticaret merkezi olarak tanınmıştır. XVII-XIX. yüzyıllarda Türkistan, Rusya ile diplomatik ve siyasi ilişkilerini geliştirmiştir. Bu tarihten itibaren Rus kaynaklarda da Türkistan hakkında bilgiler yazılmaya başlanmıştır. Rusya’nın sömürgesinde kalan Kazak Türklerinin durumu zaten bellidir. 1872 yılında şehir, Türkistan vilayetinin merkezi olmuş, Sovyet döneminde ise 1928 yılından itibaren ilçe merkezi sayılmıştır.

 

Türkistan sözünden etkilenmeyen Müslüman yoktur. “Divan-ı Hikmet” kitabıyla tanınmış Evliya Hoca Ahmet Yesevi’nin ismini Türkistan’dan ya da Türkistan’ı Yesevi’den ayrı düşünmek mümkün değildir. Ünlü atamız Hoca Ahmet Yesevi Türkistan’a yerleşerek, Sufizmin görüşlerini öğütleyen İslam dininin çok meşhur bir aydını oldu. Ulu Evliyayı ve Şair manevi rehber sayan Müslümanlar, 900 yıldan beri onun ilmiyle birlikte yaşamaktadır.

 

Bütün Doğuyu yöneten Kolbaşı Amur Temur’un, Şairin ölümünden 200 yıl sonra eskimiş mezarını yeniden yaptırması büyük önem taşır. Müslümanların sevgisine mazhar olan bir evliya için güzel bir bina yaptırmış olan Amir Temur bozkır halkının güvenini bu şekilde kazanmaya çalışmıştır. XIV. yüzyılda yapılan bu yapının yüksekliği ve güzelliği halen herkesin ilgisini çekmektedir.

 

“Din, afyondur” kaidesini temel almış Sovyet döneminde Yesevi’nin de türbesi acı çekmiş, hatta Türkistan’da defnedilen aydınlarımızın cesetleri de aynı acıdan nasiplenmiştir diyebiliriz. Sovyetler Birliği’nin mezkûr ideolojisi, ulus aydınlarını karalamak olsa da halkın gönlünden hakikati silememişlerdir. Bağımsızlığa kavuşan Kazaklar günümüzde bu aydınlarını tanıyıp, birçok araştırmalar yapmaktadırlar. Son çalışmalara göre Kazakların Türkistan’da defnedilen hanları ve beyleri yaklaşık 130 civarındadır. Onların 21’i ise çeşitli dönemlerde tahta geçmiş millet liderleri olan hükümdarlardır.

 

70 yıl Sovyet Birliği altında yaşayan Kazakistan eskiden tarihi, kültürü, kökü ve dini bir olan Türk dünyasından ayrı kaldı. Ancak sahadan Akdeniz’e kadar uzanan uçsuz bucaksız topraklara sahip çıkan Türkler için Türkistan ebediyen Türk Dünyasının ruhsal başkenti olabildi. Sovyet döneminde tarihimizi kandırmaya çalışan ilim adamları arasında bazı tarihçilerimiz de “Türkistan” kelimesini açıkça söyleyemediler.

 

Çarlık Rusya’sının, sonradan Soyyetler Birliği’nin, temel siyaseti kutsal Türkistan’ı tarih sahnesinden kaldırma isteği oldu. Dolayısıyla “Türkistan” kelimesinin temel anlamını unutturmaya çalıştılar. Dahası mı? 1864 yılında Sovyet askeri Türkistan’ı işgal etmek için Yarbay Verevkin’in emriyle Yesevi’nin türbesine saldırdığını ve binaya zarar verdiğini herkes bilmez. Çünkü bu eylem kimse tarafından söylenmedi, gizli kaldı. Sadece Orta Asya’da değil, dünyadaki birçok önemli binalara saldırmasıyla, Rusya hükümdarının, düşmanlık planlarını her halükarda gerçekleştireceği herkesçe malum oldu. Kazakları iki buçuk asır baskı altında yöneten Rusya için dünyada yaşayan kahraman Türklerin hiç önemi yoktu. Bu yüzden onlar Türkistan’ın ünlü şöhretini ve ruhunu silerek, onun sadece bir kent ismi, coğrafi bölge olarak tanıtmak istediler. Dini yönden Hoca Ahmet Yesevi ismi ve eserleri de korkunç biçimde anlatılmıştır. Onların Orta Asya halklarını dinden ayırmak için yaptıklarını saymak mümkün değildir. Neticede Türkistan şehrinin XVI. yüzyıldan itibaren Kazak Hanlığının başkenti olduğunu da “unutturmaya” çalıştılar. Çünkü Türkistan’ın bir zamanlar bağımsız Kazak yurdunu hatırlatacağına dayanamayacaklardı.

 

Sovyet döneminde Türkistan’da büyük binalar, oteller, medeniyet merkezi, tiyatro veya tarihî aydın kişilerin hiçbirine anıtlar yapılmamıştır. XX. asrın 50, 60’ıncı yıllarında Kazakistan Hükümeti Türkistan’daki Yesevi türbesine boya badana yapmıştı, ama iyi bir sonuç alamadılar. Bu binanın yenilenmesinin faydadan çok zararlı olduğu dış görünümünden anlaşılıyordu.

 

Türbede yıllarca saklanan yadigarların çalınması, kaybolması büyük bir problemdir. 1934 yılında Leningrad’a götürülen Taykazan’ın da 55 sene sonra (1986 yılında) Türkistan’a zorla getirilmesi buna delildir.

 

İlk Cumhurbaşkanımız Nursultan Abişoğlu Nazarbayev’in talimatıyla 06 Haziran 1991 tarihinde Türkistan Devlet Üniversitesi açıldı. Ona ulu şair, düşünür, ilk Türk İslam sufizm temsilcisi Hoca Ahmet Yesevi ismi verildi. Bu olay bütün Türk dünyası için önemliydi. Bir yıl sonra Kazakistan ve Türkiye Devletleri arasında büyük anlaşma yapılarak Türkistan Devlet Üniversitesi Türk Dünyasındaki ilk Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi ismini aldı. Böylece Türkistan’da ilk uluslararası üniversite açıldı.

 

Burası uluslararası bir üniversite olduğu için Türkiye Cumhuriyeti büyük ilgi gösterdi. 1995 yılında Türkiyeli iş adamları şehir inşaatını başlattılar. Bu inşaatın ilk temelini N. Nazarbayev ve Türkiye Cumhurbaşkanı Süleymen Demirel birlikte attılar.

 

İki devlet arasında imzalanan anlaşmasıyla yapılan bu uluslararası üniversitenin kuruluş kararına Kazakistan Başbakanı K. Sultanov ile Türkiye Başbakanı H. Çetin öncülük ettiler. Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Üniversitesi’nin açılış törenine Kazakistan Cumhurbaşkanı N. Nazarbayev ve Türkiye Cumhurbaşkanı Turgut Özal resmen katıldılar. Böylece iki cumhurbaşkanı uluslararası üniversite projesini gerçekleştirdiler.

 

İşte böyle harekete geçen Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi’nin kararıyla Mütevelli Heyeti Başkanlığı kuruldu. Başkanlığına Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı yardımcısı Namık Kemal Zeybek tayin edildi. Mütevelli Heyeti 10 kişiden ibaretti. 5’i Kazakistanlı, 5’i ise Türkiye tarafındandı. Bu üyeler üniversiteyi yönetirdi. Kazakların büyük arkadaşı, iyi kalpli kahraman Namık Kemal Zeybek’in Türk-Kazak üniversitesi için yaptıklarını, onun gelişmesi adına gayretlerini Türkistan halkı iyi bilir. Üniversitenin gelişmesi, maddi durumunun zenginleşmesi için Türkiye Cumhuriyeti çok yardımda bulundu. Günümüzde emekli olan Namık Kemal Zeybek Türkistan’ı sık sık ziyaret eder.

 

Tarih boyunca Türkler birbiriyle gönül bağını korumuş ve birbirine yakın olmuşlardır. Tarihten biliyoruz ki, XVIII-XIX. asırlarda Türk halkları dış düşmanlara karşı büyük savaşlar vermişlerdir. XX. yüzyılı Türk devletleri arasında sadece Türkiye Cumhuriyeti bağımsız ve egemen olarak atlattı. Yeni Türk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, ilk Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk ise sadece kendi milletinin, kendi yurdunun değil, bütün Türk Dünyasının XX. yüzyıldaki tarih sahnesine girmiş ünlü bir lideri oldu. Atatürk gerçekten bütün Türk dünyasının milliyetçisi olabildi. Türk Birliğine güvenmiş ve destek olmuştur. Atatürk, Sovyetler Birliğinin dağılacağını, oradaki Türk halklarının bağımsızlığı elde edeceğini daha geçen yüzyılın 20. yıllarında söylemiştir. O zaman geldiğinde Türkiye’nin onlara yardım eli uzatması gerektiğini de belirtmiştir.

 

XX. yüzyılın sonunda Atatürk’ün öngörüleri gerçekleşti, onun başlıca hedefleri, istekleri kabul oldu. 90’lı yıllarda eski imparatorluk olan Sovyetler Birliği dağılmaya başladı. Orta Asya Devletleri ve Kazakistan bağımsızlığına kavuştu. İşte bu zaman onların bağımsızlığını ilk olarak tanıyan, onlarla yardımlaşmaya çalışan da Türkiye ve Atatürk’ün nesilleri idi. Bundan dolayı Türk halkları arasında asırlarca kesilen ilişkiler tekrar canlanmaya, bağlanmaya başladı.

 

Bugüne kadar Kazakistan-Türkiye arasında sıkı bir kardeşlik ilişkisi devam etmektedir. İki devletin iş adamları Türklerin manevi başkenti Türkistan’ı geliştirmek, süslemek için çok emekler vermektedirler. Buna delil olarak söyleyebiliriz ki, Türkistan’ın sembolü olan Yesevi Türbesinin onarım işlerini Türkiye Cumhuriyeti yapmıştır. Yani Türkistan’ın güzelleşmesine Türkiyeli kardeşlerimiz büyük katkıda bulunmaktadırlar.

 

Uluslarası Türk-Kazak Üniversitesi de her yıl bilim adamları arasında uluslararası ilmi-teorik ve ilmi-pratik konferanslar, sempozyumlar düzenliyorlar. Türkistan’ın 1500. yıl dönümünde yapılan “Türkistan, Türk Dünyası ve Kazakistan Tarihinin Ruhundaki Hoca Ahmet Yesevi” adlı konferansa N. Nazarbayev ile Türkiye Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer önderliğindeki birçok devletlerin başkanları katıldı.

 

Bu üniversitede dört kere dünya Türkoloji kongresi yapıldı. Bu kongrelere dünyanın ünlü Türkologları / bilim adamları katıldılar ve önemli konularda bildiler sundular. 2009 yılının Mayıs ayında yapılan III. Uluslararası kongrede günümüz Türkolojisinin problemleri ve geleceği hakkında konuşuldu. Üniversite bünyesindeki basım evinde ayrıca “Türkoloji” dergisi yayınlanmaktadır.

 

Türkiyeli öğrenciler, 1993 yılından itibaren üniversitemizde ücretsiz eğitim görmektedirler. Tıp dalında uzmanlarımız Avrupa standartına layık bir şekilde eğitim almaktadırlar. Bu konuda Türkiye Devletinin birçok üniversiteleriyle anlaşma yapılmıştır. Ocak 2012 yılında Tıp Fakültesi 4. sınıf öğrencileri, Hacettepe Üniversitesi’nde bir dönem İngilizce ve Türkçe öğrenim gördüler. Geleceğin doktorları için 120 yeni klinik açıldı. Kliniğe Türkiye tarafından özel teçhizatlar sağlanmıştır. Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi’ne ait bir klinik-araştırma merkezinin açılması Türkistan ve Güney Kazakistan bölgesi sakinleri için son derece önemlidir. Onlara kaliteli hizmette bulunarak, Tıp Fakültesi öğrencilerine geniş bir araştırma sahası sağlamaktadır.

 

Üniversitemizin ayrıca Gazi, Akdeniz, Erciyes, İstanbul üniversiteleriyle imzaladıkları anlaşmalar da vardır.

 

Günümüzde üniversite mezunları yurdumuzun her yerinde çalışmaktadırlar. Başarılı mezunlarımız ise Türkiye’de yüksek lisans ve doktora öğrenimine devam etmektedirler. Bu öğrencilerimiz sadece Kazakistan’da değil, Türkiye ve diğer Türk devletlerinde önemli görevlerde çalışmaktadırlar.

Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi burada eğitim görmek isteyen her adaya kapısını açık tutmaktadır. Yurdumuzun 20 yıllık bağımsızlık süresince Cumhurbaşkanı N. Nazarbayev’in ülküsüyle Türkistan’ın nitelikleri zenginleşmekte, gün geçtikçe daha fazla başarılar elde edilmektedir. Eskiden bir ilçe biçiminde olan Türkistan şehri kentleşmeye başlayarak, şimdi yeşillikler içinde güzel sokaklara sahip olmuştur. Kutsal şehrin bu yönde değişmesine Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi’nin katkısı büyüktür. Kısacası, üniversitemiz bağımsızlığımızın simgesine, bütün Türk halklarının ilim ve medeniyet merkezine dönüşmüştür.

 

Prof. Dr. Seydulla Sadıkov

Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi Öğretim Üyesi

Eurasian House Danışma Kurulu Üyesi

Hakkımızda
x