Barış ve Hoşgörü Lideri Nursultan Nazarbayev
14 Aralık 2015

Barış ve Hoşgörü Lideri Nursultan Nazarbayev
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google plus'da paylaş Yazdır
 

İdeolojik bir imparatorluk olan Sovyet Birliği’nin dağılması sonucunda, bugün hızla küreselleşen dünyamızda, aralarında Kazakistan Cumhuriyeti’nin de bulunduğu yeni bağımsız devletler ortaya çıkmıştır. Bağımsız devletimizin meydana gelişi ve gelişmesi, uluslararası arenada egemen devlet olarak edindiğimiz yer ve buna muktedir oluşumuzun yeterliliği, halkımızın kendine ait özelliklerini derinden araştırmayı gerektirmektedir. Kökü büyük Bozkır göçebelerine uzanan Kazakların kadim bir tarihi vardır. Keza Rusya İmparatorluğu ve Sovyet Devletler Birliği dönemleri de Kazakların tarihinin bir parçasıdır.

 

Bununla birlikte Sovyetler Birliği bünyesinde toplumsal gerçeklerle uyuşmayan hareketlerle yeni bir ulus yaratmaya çalışanlar boşuna uğraştılar. Cumhurbaşkanımız Nursultan Nazarbayev “Yüzyıllar Kavşağında” isimli kitabında yazdığı gibi “Sovyet Döneminde gerçek ulusal devletin, derebeylik (yerel milli nitelik) yerine ulusal niteliğin ön plana çıkarılmasıyla oluşacağı hususunda bir peşin yargı vardı. Yaşamın tüm alanlarında “tarihin yeni toplumu Sovyet halkının” ahlaki kanununu zorla yerleştirilmesi dahi insanların milli duygularını, halkların kendi etnik kökünü tanımaya dair merakını yok etmeye yetmedi. İnsan nerede ise, doğduğu andan itibaren anne ninnisini duyar ve kendini Kazak’ım, Rus’um, Özbek’im diye hisseder... İnsanın bu duygusunu ne kadar büyük kalibre kurşunla vursan da, yok edemezsin. Bunu kabul etmemek kimsenin harcı değildir...”

 

Geçmiş tarihimize baktığımızda, başından hep eziyet geçen milletimizin “Kazak” adıyla da XX. yüzyılın ilk yarısına kadar alay edildiğini görmekteyiz. Öyle ki Kazaklar, sömürgeci hükümdar yüzünden bazen “Kaysak”, bazen “Kırgız-Kaysak”, bazen de “Kırgız” adını almışlardır. Böylece milli onuru zedelenerek, iki asrın üzerinde kendi gerçek tarihsel ismini kullanamamışlardır.

 

16 Aralık 1991 tarihinde “Kazakistan Cumhuriyeti’nin Bağımsızlığı Hakkında” başlıklı Anayasa Kanunu kabul edilerek Kazakistan Devleti’nin bağımsızlığı duyurulmuştur.

 

Artık burada Cumhurbaşkanımızın yazdığı şu satırlara da yer verelim: “Bizim cumhuriyetimiz ve halkımız zor ve acılı geçitlerden geçti. Stalin döneminde Kazakistan’da toplama kampları oluşturulmuş ve buralara bazı milletler bütünüyle yerleştirilerek atom deneyleri yapılmıştır. Kosmodrom ve deney alanları da buradadır. Dış devletlerden 2 milyondan fazla insanın zorla göç ettirilmesinden dolayı çok uluslu bir devlete dönüştük. 2 milyon kişi de tarla işine getirilmiştir. Bütün bunlar, elbette demografiyi etkilemiştir.”

 

Millet olarak yok olma tehlikesi altında, yani ağır siyasi ve iktisadi bir durumdayken yurdumuz kendi egemenliğine kavuşmuştur. Böylece dünya haritasında bağımsız bir devlet olduk. Uçsuz bucaksız topraklardaki doğal zenginliklerimize sahip çıktık. İşte, böylesine zor bir dönemde Nursultan Nazarbayev ilk Cumhurbaşkanımız olarak yönetimi devralmıştır. Cumhurbaşkanı o anda şöyle demiştir: “Bir kez daha tekrar ediyorum; bu, daha önceki Kazakların karşılaştığı çetin bir tarihi dönemdi. Hepimiz söylemekteyiz ki: dedelerimizin istediği hürriyeti kazandık. Bundan sonraki görevimiz, bağımsızlığı gelecek nesillere emanet etmektir. Bu amacımız gerçekleşmezse vatandaşlığımız hayırsızdır.”

 

Nazarbayev, ilk olarak bağımsız bir devletin gelişip güçlenmesine yönelik görevleri üstlenmiştir. Devletin kamu kurumlarının oluşturulması, uluslararası çeşitli düzeydeki kuruluşa üye olmak için ilk adımların atılması gerekliydi. Bundan dolayı, 1992 yılında “Kazakistan’ın Egemen Devlet Olarak Kurumsallaşması ve Gelişmesi Stratejisi” gibi bir dizi planlama yapılmıştır. Cumhurbaşkanı Nazarbayev’in himayelerinde oluşturulan Strateji, Kazakistan halkının kendini tanımlamasına dair kimliksel sorunun ideolojik temelini atan cumhuriyetin ilk resmi belgelerinden biridir. Cumhurbaşkanı “Kazakistan Yolu” adlı kitabında ilk dönemlerdeki zor zamanlar hakkında: “Strateji, geçmişi kısaca inceleyerek, Kazakistan’ın mevcut sınırlarının, sonradan Kazakları oluşturan kabilelerin etnik yurdunu ve günümüz Kazakistan’ın bütün topraklarını kapsadığını anlatarak Kazak halkının tarihi vatanı olduğunu açıklıyordu. Bağımsız bir devlet olarak kendi topraklarımızda yaşamakta olduğumuzu, onun birileri tarafından Kazaklara verilen bir armağan olmadığını, bizim tarihi vatanımız, Kazakların eskiden beri öz toprakları olduğunu resmi şekilde ifade ettik. Biz halka açık yön gösterdik. Bununla birlikte biz ülkenin evrensel birliğini, onun topraklarının bütünlüğünü sağlamak için idare olarak bütün Anayasal kanunları kullanacağımızı açıkça söyledik. Bu önemli bir bildiri oldu.”

 

Böylesine zor bir dönemde yayımlanan Cumhurbaşkanı N. Nazarbayev’in “Kazakistan’ın Geleceği, Toplumun İdeali Birliğinde” adlı bildirisi de eksikliği doldurmaya yönelik, geçici dönemi iyice açıklamış, geleceğe ışık tutan çok mühim bir çalışma olmuştur. Bu çalışmada hür halkın üstleneceği yüce görevler, yani devlet kurma, yönetimi demokrasi olarak belirleme ve gelişmiş ekonominin temellerini atma üzerinde durmuştur.

 

Kazakistan Bağımsızlığının ilk yıllarında yüzyıllık önemde işler yapılmıştır. Cumhuriyetin ilk Anayasa’sı kabul edildi. Kazakistan ulusal bayrağı, milli marşı, arması olan bir devlet olarak tanınmıştır. Birleşmiş Milletler ve İslam Konferansı Örgütü başta olmak üzere birçok önemli kuruluşa üye oldu. Yabancı devletlerle diplomatik ilişkiler kuruldu. Yabancı iş adamlarının bağımsız yurdumuza ilgisi arttı. Bütün bunlar milletin geleceğine destek oldu. Milli şuurun gelişmesi, ulusal canlanmayı büsbütün harekete geçirdi. Böylesine önemli çalışmaların başında ilk Cumhurbaşkanı N. Nazarbayev yer aldı. O, büyük önem kazanan sayısız iyi işlerin öncüsü oldu. 10 Ekim 1997 tarihli Parlamento toplantısında Devletimizin 2030 yılına kadar Kalkınma Stratejisi resmi olarak yayımlandı. İşte o gün cumhurbaşkanı Kazakistan halkına ilk nutkunu sundu. Bu artık her sene yapılmaktadır.

 

Atalarının ruhundan ilham alan İlk Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in gelişmiş bir egemen devlet oluşturmaya çalışması, öz halkına verdiği sözüne sabitliği, samimiyeti, bu güne kadar gerçekleştirdiği işlerinden açıkça anlaşılmaktadır. Cumhurbaşkanının “Yüzyıllar Kavşağında”, “Tarih Dalgasında”, “Avrasya Yüreğinde”, “Kazakistan Yolu” adlı eserlerindeki samimi fikirleri, tarihi bildirileri, herkesin derin düşüncelere dalmasına, uyanmasına meraklanmasına rehberlik eder. Bunların her birini heyecanlanmadan okumak mümkün değildir.

 

Beni eleştirecekler de bulunur. İtiraz edecekler de olabilir. Fakat halkımızın çoğunun desteklediği yol, birilerinin ezici iziyle değil, kendi yolumuzu bularak, onunla yürümeye çalışmaktır. Hangi problem olursa olsun tutunacağımız kaide: edepsizliğe vurmadan, kan dökerek demokrasiyi kazanmayalım, öyle bir demokrasiyi bedava verseler de almayalım. Bizim demokrasimizin temeli, siyasi, sosyal ve uluslararası barıştır.”

 

Çok uluslu Kazak yurdunun bağımsızlık döneminde dünyaya kendini kabul ettirmesinin ve diğer başarılarının altında öncelikli olarak çeşitli ulusların dostluğu ve ortak çalışmalar yatmaktadır. Halkımızın çok uluslu ve dinli yapısının, barışçıl bir yaşam tarzının ve tüm başarıların temelini oluşturduğu bir gerçektir! İyi kalplilik, cömertlik, başka milletlerle kardeşlik, başkalarına saygı gösterme duygularının hepsi de Kazakların temel özellikleridir. Birliği gelişen yurdumuzun yenilikçi görünümü, dünyadaki etkisini hissettirmeye devam etmektedir. Kim ne derse onu desin. Kazakistan Halkları Asamblesi’nin egemen devletimizde önemi büyüktür.

 

Sovyet döneminde Kazakların geçirdiği en büyük eziyetin biri de, kendi topraklarında yaşayarak azınlığa dönüşmesidir. Kazakçanın geniş ölçüde kullanılması için ana dilde konuşacak, düşünebilecek bir milli ortam gereklidir. Kazakların az bulunduğu yerlerde Kazakçanın gelişmesi mümkün değildir. Vatanımızda yaşayarak, bütün nimetlerinden yararlanan diğer uyruklu milletlerin Kazakçanın gelişmesine katkıda bulunuyor diyemeyiz. Sovyet döneminin sömürgeci siyaseti, Stalin-Goloşekin soykırımcı politikaları nedeniyle dünyanın dört bir köşesine canını kurtarmak için kaçan Kazakları ata yurdumuza geri getirerek ancak milli ortamı oluşturmamız mümkün olacaktır. Yabancı devletlerin topraklarında yaşayan 4 milyondan fazla kardeşimizi kucakladığımız zaman ana dilimizde konuşacak ortam gelişecektir.

 

Bağımsızlığın ilk yıllarında Büyük Göç başlamıştır. Moğolistan, Çin ve İran’dan Kazaklar Atayurt’a taşınmaya başladılar. Kazakların başka uluslarla eşit seviyede olmasını isteyen Cumhurbaşkanımız, Atayurt’a dönen Kazakların vatandaşlık almasına, uygun topraklara yerleşmesine önem vermektedir. Günümüzde Atayurt’a dönerek vatandaşlık alan 800.000’in üzerinde öz kardeşimiz mutlu bir şekilde yaşamaktadır. Bu suretle önümüzdeki 10 yılda Kazakların sayısını 35-40 milyon civarına çıkaracak, uygar dünyanın bir parçası olarak varlığını pekiştirecek gerekli ön şartlar hazırlanmaktadır.

 

Kazak Türklerine eskiden benimsedikleri İslam dini, Sovyet döneminde korkunç bir şey olarak anlatılmıştır. Rusya İmparatorluğu ve Sovyet Dönemi zamanında İslam dinini yok etmek amacıyla düşmanlığın en korkunç uygulamaları gerçekleştirilmiştir. Öyle ki mescit ve medreseler bütünüyle kapatılmış, dini kitaplar yakılmış, “din afyondur” anlayışı yayılmış, Kazak toplumunda dinsizler çoğalmış ve manevi yoksulluk oluşturulmuştur.

 

İslam Konferansı Örgütü’ne üye Kazakistan’ın son on yılda dünya Müslümanları nezdinde itibarının arttığını herkes kabul etmektedir. Cumhurbaşkan N. Nazarbayev dinlerarası toplantılara, işbirliği öngören anlaşmalara ve ortak meclislere önem vermektedir. 2003 yılı Eylül ayında Astana’da gerçekleştirilen “Dünya ve Geleneksel Dini Liderleri Kurultayı’nda” şöyle konuşmuştur; “Halkların, dinlerin, devletlerin ve hükümetlerin barış içinde yaşaması konusu günümüzde özel bir önem taşımaktadır.” Nazarbayev’in Cumhurbaşkanı olmasına müteakip Kazakistan’ın ev sahipliğinde düzenli olarak yapılan “Dünya ve Geleneksel Dini Liderler Kurultayı” günümüzde dinler arası tartışmalar açısından giderek küresel boyutta açık bir platforma dönüşmektedir. 30-31 Mayıs 2012 tarihinde Astana’da düzenlenen “Dünya ve Geleneksel Dini Liderler IV. Kurultayı’na” dünya genelindeki 40’dan fazla ülkeden 100’ün üzerinde yüce din temsilcisi katılmıştır. Söz konusu kurultayda uluslararası toplumun mevcut sorunları ele alınarak bunların çözüm yolları, dinler arası diyalog ve uzlaşı ile uygarlık yolundaki insanoğlunun gelişiminin bugünü ve geleceği hakkında fikirler tartışılmıştır.

 

“Dünya ve Geleneksel Dini Liderler Kurultayı’nda” konuşma yapan pek çok din âlimi Kazak yurduna ve Cumhurbaşkanımız Nazarbayev’e teşekkürlerini sunmadan edememişlerdir. Örneğin; İsviçreli Şlomo Amar, dinler arası dayanışmanın küresel güvenliğin teminatı olacağını belirterek, Kazakistan Cumhurbaşkanının girişimiyle oluşan “Dünya ve Geleneksel Dini Liderler Kurultayı’nı” Yeni Birleşmiş Milletler Kurulu’na benzetmiş; Nazarbayev’in çeşitli dine, medeniyete ve etnisiteye mensup milletlerden oluşan “Yeni Birleşmiş Milletler Kurulu’nu” kurduğunu dile getirmiştir. Ş. Amar ayrıca, sadece diyalog ve kendi aralarında anlaşma yolu ile çeşitli uluslar ve kültürler arasında barışın sağlanabileceğini söylemiştir. Amar’a göre, Kazakistan Cumhurbaşkanı ve halkı bunu başarmıştır. Bu bakımdan Kazakistan’ın çalışmaları bütün dünyaya örnek olmaktadır. Dinler arasındaki anlaşmalar, büyük engelleri yenmeye imkân sağlayacağını öne süren Amar, Astana Forumu’nda bu meseleleri ele alma olanağı bulduklarını beyan etmiştir. Amar, bunda Nazarbayev’in dinler arası dayanışmanın temelini atan mevcut platformunun payının büyük olduğunu, bu suretle Kazak liderin uluslararası dayanışmayı öne çıkaran davranışı sayesinde dünya çapında tanınırlık kazandığını da belirtmiştir.

 

 

Bahsi geçen kurultaya katılan bir diğer din adamı, Rusya Ortodoks Patriği Kirill de konuşmasında “günümüzde (geleceği) ümit bağlayarak yaşadıklarını, toplum ile dinin birlikte olmazsa, çalışmanın da mümkün olmadığını; insani değerlerin ve inancın ikinci plana düştüğünü, onun yerine “yararlılık” kavramının zihinlere yerleştiğini” ifade etmiştir. Patrik Kirill konuşmasının devamında günümüz toplumunda “yararlı” ve “yararsız”, “uygun” ve “uygunsuz” gibi kavramların çoğalmasından, özellikle gençler arasında anne ve babalarına bakmaktan vazgeçerek, onları huzur evlerine teslim etmenin alışkanlık haline gelmesinden yakınmıştır. “Çağdaş toplumdan geleneksel dinleri uzaklaştırmak iyi bir sonuç vermez” diye konuşan Patrik,  “Tanrı’ya ibadetin, ona tapınmanın doğal bir iş” olduğunu, “dini kullanmanınsa aşırılığa yol açtığını” savunmuştur. Devlet adamlarının terörizmle mücadele ettiklerini söyleyen Patrik’e göre dinler arası verimli tartışmalar yürütebilmek için bilgi sahibi olunması gerekmektedir. Patrik ayrıca dini ilmi olan birinin hiçbir zaman kötülük yapmayacağını, bu yüzden devletin vatandaşlarının din bilgisine sahip olması için uygun koşulları sağlaması gerektiğini belirtmiştir. Konuşmasının sonunda dinler arası dayanışmayı destekleyen Kazakistan’ın buna büyük katkıda bulunduğunu, Kazakistan Cumhurbaşkanı’nın önayak olmasıyla düzenlenen “Dünya ve Geleneksel Dini Liderler IV. Kurultayı’nın” da örnek teşkil ettiğini söylemiştir.

 

Günümüzde Kazakistan’da Ortodoks halkın sayısı nüfusun yüzde 25’ini oluşturmaktadır. 310 adet Ortodoks ittifağı, 9 adet İparhia, 266 adet dini bina vardır. Rusya Ortodoks kiliselerine ait 28 internet sitesi çalışmaktadır.

 

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreter Yardımcısı Kasım-Comert Tokayev de “Dünya ve Geleneksel Dini Liderler IV. Kurultayı’na” iştirak ederek katılımcılara BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun’un gönderdiği mesajı iletmiştir. Astana’da düzenlenen “Dünya ve Geleneksel Dini Liderler IV. Kurultayı’na” vekil olarak katılmaktan memnun olduğunu ifade eden K. Tokayev, BM Genel Sekreteri Cumhurbaşkanı Nazarbayev’i desteklediğini; başkentteki bu forumun dinler ve kültürler arası çalışmalar açısından önemli olduğunu; Kazakistan Cumhurbaşkanının ise çalışkan bir siyasetçi ve reformcu olarak bütün dünya devletleri nezdinde saygın bir yeri bulunduğunu dile getirmiştir.

 

Söz konusu kurultaya katılan İspanya Krallığı Dışişleri Bakanı Anhel Mjratinos da. “bütün dünyada yankı bulan bu etkinliğe ikinci kez katıldığını” söylemiş ve “dinler arası dayanışmasının insanlık tarihi için fevkalade değerli olduğunu, ancak bunun gibi mühim toplantıların hiçbir ülkede yapılmadığını” vurgulamıştır.

 

Benzer şekilde söz alan Dünya Lüteran Federasyonu Başkanı Martin Yunge de forumun düzenlenmesine öncülük eden Nazarbayev’e teşekkürlerini sunmuş ve “bu platformun, dinlerin kendi aralarında anlaşması için bir geçit olduğunu, tarihte dinler birliğini oluşturup, geliştirmek için hizmet edenler önceden de bulunduğunu, ama bunların hiçbirinin devletler düzeyinde dünya ve geleneksel dini liderleri bir araya toparlayamadıklarını” belirtmiştir.

 

Çağdaş Kazakistan, çok uluslu bir ülkedir. Kazak kültürü ve birbirini tamamlayan çeşitli ulusların kültürünü kuşatan manevi zenginliğin merkezidir. Kazakistan Halkları Asamblesi üyesi milletvekili Egor Kappel kaleme aldığı bir makalesinde bu konuya şöyle değinmiştir: “Yurdumuzun gelişmesi için Kazakistan’ın her vatandaşı, her etnisitenin vekili kalıcılığın işareti olarak kendi ana diline saygı göstermeli ama Kazakçayı, Kazak geleneğini de bilmelidir

“Biz, Kazakistan vatanseverleriyiz. Bu yüzden IV. Kurultay’da gençlere barış ve anlaşmanın önemini öğretmek için gayret edelim. Bu, bizim vatandaşlık borcumuzdur!”

 

18 yıldır kutsal Türkistan’daki Uluslararası Hoca Ahmet Yesevi Türk-Kazak Üniversitesinde çalışmaktayım. Üniversitenin kurulma ve bugüne kadarki gelişim süreci gözümün önündedir. İlk Cumhurbaşkanımız Nazarbayev’in bütün Türk halklarının manevi başkenti olan kutsal Türkistan şehrini yeniden canlandırma doğrultusunda fikrini sunduğunu ve bunun gerçekleşmesi için kendisinin de çaba gösterdiğine şahit olmuş kişileriz. Cumhurbaşkanının kararıyla 6 Haziran 1991 tarihinde Türkistan Devlet Üniversitesini kurdurtmuş, ona yüce düşünür, şair, ilk Türk sufizminin mutasavvıfı Hoca Ahmet Yesevi’nin adını vermiştir. Bu olay, bütün Türk dünyası için tarihi bir anlam kazanmıştır. Sovyet Döneminde eski bir eyalet merkezi olan, toz duman arasında kalan bu şehir artık ilgi çekici güzel ve yeşil bir kente dönüşmüştür. Kutsal şehrin bu yönde değişmesine Uluslararası Türk-Kazak üniversitesinin katkısı büyüktür. Kısacası, üniversitemiz bağımsızlığımızın simgesi, bütün Türk halklarının ilim, bilim ve medeniyetinin merkezidir.

 

Yurdunu seven Cumhurbaşkanımız hakkında, onun dünya çapında edindiği itibar kapsamında çokça yazılar bulunmaktadır. Biz de bu duygularla elimize kalem aldık. Bu konuda yazılan eserler kitaplıkları doldurmaktadır. Örneğin, S.Abdrahmanov’un “Bağımsızlık Şeceresi”, A.Kekilbayoğlu’nun “Hürriyetin Sabahı”, K.Oljay’ın “Cumhurbaşkanı Burağı”, E.Ertisbayev’in “Kazakistan ve N.Nazarbayev: Değişim Mantığı”, G.İ.Tolmaçev’in “Cumhurbaşkanı N.Nazarbayev Hakkında”, D.Valovoy’in “Kremlin Krizi”, O.Vidova’nın “Nursultan Nazarbayev: İnsan ve Politika Portresi”, “N.Nazarbayev: Kazakistan Etniklerarası ve Dinlararası Anlaşmanın Kurucusudur” adlı kitaplar ve makalelerin halkının Nazarbayev’a ait olan sevgi ve saygısından ortaya çıktığını biliriz.

 

İlk Cumhurbaşkan Nazarbayev Dünya Nükleer Silahsızlanma dalında eşi bulunmayan çalışmalar da yapmıştır. 29 Ağustos 1991 tarihinde “Semey Nükler Sınak Poligonunun Kapatılması Hakkında” kararı imzalamıştır. Günümüzde onun tarihi kişiliğini bütün dünya tanımaktadır. Cumhurbaşkanımız, akıllılık ve danışmanlığın sembolüdür. Geçen sene Güney Kore’nin başkenti Seul’de düzenlenen “Küresel Nükleer Güvenlik II. Zirvesi’ne” katılan 53 ülkenin devlet başkanlarına hitaben yapılan konuşmada ABD Cumhurbaşkanı Barak Obama, BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun, gibi liderler Kazakistan Cumhurbaşkanı Nazarbayev’in yeryüzündeki nükleer silahsızlanma için gerçekleştirdiği çalışmalarını ve bunun insanoğlunun geleceği için eşsiz katkısını övmüşlerdir. Bu suretle Kazak Cumhurbaşkanı Nazarbayev dünyanın “Barış Önderi” olarak da tanınmaktadır! Kazakistan’ın iki sene önce Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nı başarılı bir şekilde yönetmesi de tarihi bir olaydır! Aynı şekilde Astana Deklarasyonu’nun kabul edilmesi ve yayınlanması da büyük önem taşımaktadır!

 

Sadece Türkiye ile Kazakistan değil, bütün Türk Dünyası’nın başkenti olan Türkistan şehrindeki H.A.Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi’nin gelişmesine Türk kardeşlerimizin katkısı büyüktür. Cumhurbaşkanı Nazarbayev ve Türk mevkidaşları kutsal şehirdeki Eğitim merkezini sık sık ziyaret ederler.

 

2010 yılının Mayıs ayında gerçekleşen böyle bir görüşmede Türk Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, “Dünya Türk Halkları” adından Nazarbayev’e beyaz kürklü bir kaftan giydirip, eline as? tutturmuştur. Eski Türk geleneğine göre hüküm sembolü olan bu hâkimiyet Kazakistan Cumhurbaşkanı’nın otoritesini arttırmıştır.

 

Abdullah Gül burada yaptığı bir konuşmada, “Kutsal Türkistan ve Uluslararası üniversitenin gelişmesine katkıda bulunduğu için bütün Türk halkları olarak N. Abişoğlu’na sonsuz teşekkürlerimizi sunarız. Gelecekte biz de Türkistan ile üniversitenin gelişmesi yolunda elimizden geldiği kadar yardımda bulunacağız” demiştir.

 

Türkistan’ın yerli halkı, öğrenciler ve öğretmenleri eski kutsal şehre her zaman önem veren Nazarbayev’a şükranlarını bildirmektedir.


Prof. Dr. Seydulla Sadıkov

Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi Öğretim Üyesi

Eurasian House Danışma Kurulu Üyesi

Hakkımızda
x