Ahıska Türklerinin Bitmeyen Sürgün Hikayesi
29 Şubat 2016

Ahıska Türklerinin Bitmeyen Sürgün Hikayesi
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google plus'da paylaş Yazdır
 

Ulusal sınır siyasetinin uluslararası siyasete dönüştüğü noktada, gerçekleştirilmek istenen etno-siyasi faaliyetler azınlıkta kalan grupları göçe zorlamaktadır. Özellikle Kafkaslar bölgesinde egemen olan SSCB’nin sınır politikaları kitlesel göçlere neden olmuştur. Bu coğrafyada çok sayıda etnik grup (50 den fazla ulus) dar bir alana (400 bin km²) sıkışmış ve savaş dönemlerinde bölgenin önemli gücü olan Rusya’nın Kafkasları istilası (18.-19. yy) ve II. Dünya savaşında Nazi Almanya’sı ile savaşı sırasında, onların varlığı “Rus ulusal güvenliğine” tehdit olarak görülmüş ve bu nedenle sık sık göçe zorlanmışlardır. Bu minvalde Rusya’nın sınır politikaları Çeçenler, Volga Almanları, Kumuklar, Kırım Tatarları, Balkarlar ve Ahıska Türkleri (Ahıskalılar) gibi küçük etnik grupların kitlesel göçüne sebep olmuştur. Özellikle II. Dünya Savaşı döneminde Sovyet yönetimi tarafından uygulanan zoraki göç politikaları sonucunda yaşanan trajediler, 1980’li yıllarda muhalif aydınlarca “güvenilmeyen ya da cezalandırılmış uluslar” tanımının ortaya atılmasına zemin hazırlamıştır. Söz konusu tanıma anavatan dışında yaşayan milletler de dâhil edilmiştir. Nitekim Ahıska Türkleri de bu tanımlaya giren topluluklardan biri olmuştur.

 

Ahıskalılar sürekli göç etmek zorunda kalan bir topluluk olmakla birlikte tarihsel açıdan genel olarak yaşadıkları üç büyük göç ön plana çıkmaktadır; 1) Ahıska’dan Orta Asya bölgelerine göç, 2) Fergana’dan (Özbekistan) göç, 3) Rusya’dan ABD’ye göç. Bugün Ahıska Türkleri, Rusya, Ukrayna, ABD, Azerbaycan, Özbekistan, Kazakistan ve Kırgızistan’a varana kadar geniş bir coğrafyaya dağılmışlardır. 

 

Günümüzde Ahıska Türklerinin tahmini sayısı 600.000’dir. Eski Sovyet Birliği’nin sekiz cumhuriyetinde 4.264 yerleşim yerinde küçük topluluklar şeklinde yaşamlarını sürdürmektedirler. Çoğunlukla Rusya’da  (Krasnodar ve Stavropol eyaletleri, Voronyej ve Rostov-na-Donu illeri, Kabardino-Balkarya ve Çeçenistan Cumhuriyetleri) Kazakistan, Kırgızistan, Azerbaycan ve Ukrayna’da yaşamaktadırlar.

 

Çeşitli kaynaklarda Ahıska Türklerinin sayısıyla ilgili farklı rakamlar verilmekle birlikte toplam resmi bir veriye ulaşmak oldukça zordur. Zira anavatanları dışında birçok coğrafyada bulunan bu topluma farklı isimler verildiği için terminolojik açıdan bir karmaşa söz konusudur.

 

Ahıska Türkleri maalesef birçok kişinin bilmediği, Ahıska denildiğinde Alaska sanılan bir bölgenin halkıdır. Ahıska Türkleri her zaman vatan toprakları olarak Ahıska’yı bilirler, ancak anavatan denildiğinde Türkiye dillerinden düşmez. Çoğu Ahıska Türkünün evinde Türkiye bayrağı, kalbinde ise Türkiye sevdası vardır.  

 

 

Ahıska Neresi?

Ahıska, Güneybatı Kafkasya’da Gürcistan sınırları içinde kalan, Türkiye’nin kuzeydoğusunda, Ermenistan’ın kuzeybatısında yer alan bir bölgenin merkezi vilayettir. Bu bölge nüfusunun büyük bir bölümü, yakın zamana kadar Türklerden oluşmaktaydı. Ahıska şu an Gürcistan sınırlarında, Mesheti bölgesinde (Meshetya) yer almaktadır. Bu nedenle birçok yerde Ahıska Türklerine Meshet Türkleri denir. Ancak Ahıskalılar tarafından “Meshet” sıfatı kullanılmaz, zira bunun Türk soylu oluşlarına gölge düşüreceği kanaati hâkimdir. Bu sıfatı reddederken Ahıskalılar kendilerinin Türkoğlu Türk olduğunu savunurlar ve bunun Sovyet kaynaklarında bile böyle geçtiğini söylerler.

 

Ahıska Türkleri Kimdir?

Ahıska Türkleri 1944 sürgününe kadar Gürcistan’ın güneybatı bölgesinde, merkezi Ahıska şehrinde yaşamış olan yerli bir halktır. Bu halk, kendisini Türk olarak tarif etmekte ve Türkçe konuşmaktadır. Sürgünden önce aynı bölgede Kürtçe ve Hemşince konuşan küçük Müslüman gruplar da vardı. Ancak sürgün edilen nüfusun büyük çoğunluğunun ana dili Türkçe idi. Osmanlı döneminde bir eyalet başkenti olan bu yurdu Ahıskalılar, 1828 Osmanlı-Rus harbinde çoluk-çocuk, genç-yaşlı, kadın-erkek omuz omuza vererek ellerindeki kısıtlı imkânlarla Ruslara karşı kahramanca savunmuşlardır. Ancak ne yazık ki 1829 Edirne Anlaşması gereği Ahıska bölgesi Ruslara savaş tazminatı olarak bırakılmıştır. Nitekim Osmanlı’dan koparıldıktan sonra rüzgârda savrulan bir yaprak gibi oradan oraya savrulmuş Ahıska Türkleri. Dönemin Rus hükümetlerinin asimile politikaları çerçevesinde günümüze kadar defalarca yerinden yurdundan koparılarak sürgün edilmişlerdir.

 

Yaşanan tüm zulümlere rağmen Ahıska Türkleri, özellikle son 72 yıldır, Rus hükümetinin asimile çabalarına rağmen dilini, dinini, inancını ve kültürünü muhafaza edebilmiş nadir halklardan birisidir. Ahıska Türkleri hangi coğrafyada yaşarlarsa yaşasınlar evlerinde Türkçe konuşurlar. Evlilikleri de genellikle kendi aralarında gerçekleşir.

 

Ahıska Türkleri genelde hayvancılık ve tarımla uğraşırlar. Bunun yanı sıra ticaretle uğraşan ya da şehirlerde farklı şirketlerde çalışanlar da vardır.

 

 

Ahıska Türklerinin Göç Dönemleri:

1. Göç Dalgası: Anadolu’ya Göç (1829): 1828-1829 Rus-Osmanlı savaşı sonunda Mesheti ve Cevaheti bölgesi Rusya’nın etki alanına girmiştir. Bu alanların Rusya’ya katılması kitlesel olarak göçlere neden olmuştur. İlk göç 1829’da başlamış ve binlerce Müslüman Rusya’daki anayurdundan Anadolu’ya göç etmiştir. Bu göçle birlikte Mesheti’nin kaderi Rusya’nın eline geçmiştir. 1829’da imzalan Edirne Antlaşması ile Ahıska ve Ahılkelek savaş tazminatı olarak Ruslara terk edilmiştir. Kafkaslardan Anadolu’ya göçü tetikleyen bu savaşla birlikte Ahıskalıların bitmeyen kitlesel göç süreci de başlamış ve 19. yüzyıl boyunca Osmanlı-Rusya arasında yaşanan savaş ve krizlerle devam etmiştir. 

Nitekim Osmanlı Devleti ile Çarlık Rusyası arasında yapılan 1877–1878 savaşının Osmanlılarca kaybedilmesinden sonra yeni bir göç dalgası başlamıştır. Göç edenler arasında Ahıska Türkleri de vardır. 1886 yılında Tiflis, Ardahan, Ahıska, Kars, Çıldır ve Batum gibi yerlerden 5.000’in üzerinde kişinin Osmanlı Devleti’ne sığınma talebinde bulunmuştur.

 

 

Büyük Sürgün 1944

2. Göç Dalgası: Orta Asya Sürgünü (1944). 1944 sürgünü Ahıska Türklerinin yaşadığı ilk yıpranış, ilk savruluş değildir. Ahıska Türklerinin tarih boyunca sergiledikleri destansı dayanıklılık ilelebet anlatılmaya değerdir. Fakat 1944 sürgünü, tarihe büyük bir kara leke olarak geçen, son derece acımaz bir uygulama olması yönüyle elbette diğerlerinden ayrılmaktadır.

 

Osmanlı himayesinden koptuktan sonra Rus hükümetlerinin yönetimi altında ciddi baskılara maruz kalan bu halk, buna rağmen II. Dünya Savaşı’nda 40.000 evladını Sovyetler Birliği ordusuna vermiştir. Daha bu yiğitler savaştayken, kalan yaşlılar ve kadınlar Ahıska-Borcom demiryolu inşasında çalıştırılmıştır. Ancak ne acıdır ki, evlatları Sovyetler Birliği’ni düşman işgaline karşı savaşırken, ebeveynlerinin kendi elleriyle döşedikleri demir yolunda, gelen ilk trenlerle, üstelik hayvan vagonlarıyla bu halk bir sürgüne, daha doğrusu acımasız bir ölüm yolculuğuna Sovyet yönetimince gönderilmiştir. Savaş sonunda çoğu sakat olarak dönen Ahıska Türkü askerler içinse geride ne evleri, ne yurtları ne de aileleri kalmıştır.

 

Çünkü Ahıska Türklerinin, II. Dünya Savaşı´nda Sovyet lideri Stalin´in talimatıyla Gürcistan´dan Orta Asya´ya sürülme kararı alınmıştır. 14-15 Kasım 1944 tarihinde Sovyet Savunma Komitesi’nin 31 Temmuz kararıyla tüm Ahıskalılar Orta Asya’ya sürgün edilmişlerdir. Gecenin bir vakti Rus askerinin zoruyla evlerinden çıkartılarak bir meydanda toplatılmış ve ardından da hayvan vagonlarına doldurulmuşlardır. Yanlarına sadece evraklarını almaları ve 1 hafta içinde geri dönecekleri söylenilmiştir. Yolda ilk aylarda soğuktan, açlıktan ve hastalıktan binlerce kişi ölmüş ve Ahıska Türklerinin yüzde 30’u bu suretle yok olmuştur. Yolda ölülerini gömme, cenaze namazı kılma izni dahi verilmemiştir. Haftalar sonra stepte duran trenden ölüler dışarı atılmış kurda kuşa yem edilmiştir. Ölülerin ekseriyetini yaşlılar ve çocuklar oluşturmuştur. Örneğin, ilk aylarda ölen çocuk sayısı 17.000’dir. Yeni yerleşim yerine gelen Ahıska Türkleri 12 yıl boyunca yaşadıkları köyden dışarı çıkmaları yasaklanmış ve polis denetimince yaşamışlardır. Örneğin, savaştan dönenler de dâhil toplam 125 kişi özel emniyet birimlerine kontrol için kaydedilmiştir. Böylelikle 14 Kasım 1944 tarihi, Ahıska Türkleri için anavatanlarından daima sürgün oldukları dönemin başlangıcı olmuştur.

 

Zamanla, Ahıskalılar kimsenin onları geri göndermeyeceklerini anlamışlardır. 1946’da bir anket formu doldurmaya mecbur edilmişlerdir. Ankette “Orta Asya’ya daimi yaşam için gönüllü geldim” yazılıdır. 1956 yılında özel polis denetiminin kalkmasından sonra kendilerini toparlamaya başlamışlardır. Bu tarihte kendilerine iki belge daha imzalatılmıştır. Bunlar: (1) özel yaşam denetleme rejiminden kurtarılması, (2) göç döneminde kalan mal varlığından vazgeçme ve eski ikamet yeri Gürcistan hariç (!), tüm Sovyet toprakları üzerinde dolaşma ve oturma hakkı verilmiştir.

 

O günden bugüne hala tartışılan konu, Sovyet Yönetiminin neden Ahıskalıları sürgün ettiğidir. Bu belki de Türkiye’nin II. Dünya Savaşı’nda Sovyetler Birliğine karşı savaşa dâhil olma ve Ahıskalıların da Türkiye’ye destek verme ihtimali üzerine yapılmıştı. Sovyetler Birliği’ndeki Kolhoz uygulamalardan sonra ve tarım bölgelerinde çıkan açlık nedeniyle ülkenin sosyo-ekonomik ve siyasi gelişme modelinin çekiciliği zedelenmiştir. Buna bağlık olarak Sovyetlerin sınır bölgelerinin tehlike altına girdiği varsayılmış olabilir. Dönemsel koşullar fırsat bilinerek askeri gerekçelerle sınır hattında temizlik yapıldığı ortadadır. Zorla göç ettirilen topluluklar, siyasi bakımdan güvenli olmayan unsurlar (risk grupları) olarak görülmüştür. 1937-1949 yılları arasında Sovyet sınırlarının hemen öteki tarafında anavatanı olan, gayri Rus unsurlar (Lehler, Koreliler, Kürtler, İranlılar ve Ahıska Türkler) bu risk gruplarını oluşturuyorlardı. 

 

Ahıska Türkleri, 1956 Kararnamesine kadar Sovyetlerin tehcir politikasının bir parçası olan “özel iskân rejiminin”, kendilerini en temel medeni haklardan yoksun bırakan çetin şartlarda yaşamak zorunda kalmışlardır. Bu kararnameden sonra baskılar azalmakla birlikte Volga Almanları, Kırım Tatarları ve Ahıska Türklerinin anayurtlarına geri dönmelerine izin verilmemiştir.

 

 

Fergana Faciası ve Özbekistan’dan Sürgün

1980’lerin sonunda bir taraftan SSCB’de yasaklanmış halkların rehabilitasyon siyaseti, diğer taraftan da “yeniden yapılanma” (perestroyka) ve “açıklık” (glastnost) süreci başlamıştı. Cumhuriyetlerin hakları genişlemişti. Buna karşın her bölgede etnik temelde çatlaklar boy göstermeye başlamıştır. Bu dönemde çoğunluğu Özbekistan’da yaşayan Ahıska Türkleri mezkûr süreçten de paylarını almışlardır. 1989 yılında Fergana vadisinde Özbekler ile Ahıska Türkleri arasında bir sürtüşme yaşanmıştır. Pazar yerinde çıkan bir kavga, kitlesel bir nevi kıyıma dönüşmüştür. Sonuçta 1989 yılının Haziran ayında Özbekistan’da bulunan Ahıska Türkleri can kaybı vererek, çoğu söz konusu Cumhuriyeti terk etmek zorunda kalmışlardır. Kendi dil, din, soy ve kan kardeşlerinden ayrılıp Rus askerlerinin himayesine sığınmışlardır. Sovyet ordusunun askeri uçaklarıyla Rusya´nın iç kesimlerine, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkmenistan´a taşındılar. Onların arasında, 45 yıl öncesinin dehşetlerini yeniden yaşayanlar az değildi.  SSCB dağıldıktan sonra Ahıskalılar birbirlerinden ayrıldılar ve yoğun olarak Kırgızistan, Kazakistan, Azerbaycan, Rusya (Kuzey Kafkasya) ve Türkiye’ye, küçük gruplar da Ukrayna ve Moldova’ya yerleşmişlerdir. (Küçük bir grup da Özbekistan’da kalmıştır). Rusya Federasyonu’na bağlı Krasnodar’daki Ahıskalıların sayısına ilişkin veriler 12.000 ile 30.000 arasında değişmektedir. Burada yaşayan Ahıskalıların birkaç bininin vatandaşlık hakkı vardır. Bu göç dalgasıyla birlikte Ahıskalılar daha geniş bir coğrafyaya dağılmış ve bulundukları ülkelerden bireysel göçleri de başlamıştır.

 

 

Rusya’nın Krasnodar Eyaletinden Göç

Bu göç Fergana göçünden farklı olarak sürgün edilme şeklinde değil, yönlendirme şeklinde gerçekleşmiştir. 2004’den itibaren, Rusya’nın Krasnodar eyaletinden Ahıska Türkleri ABD’ye, gönüllü göç programını hayata geçirmiştir. Program Rusya’da insan hakları kurumlarına Ahıskalıların hak arayışları kapsamında yaptıkları başvurular sonucunda, Amerikan hükümeti tarafından başlatılmıştır. Ancak söz konusu eylemin temelinde yeni Ferganaların ortaya çıkması endişesi yer almaktadır. Söz konusu programın hazırlıkları 2 yıl sürmüş ve bölgeyi ziyaret eden Uluslararası Göç Örgütü (IOM) temsilcileri tarafından konu araştırılmıştır. 2004 yılında, Krasnodar’da ofis açılarak bilgilendirme projeleri yapılmış ve ABD’ye göç etmek isteyenlerden başvuru alınmıştır. 84 kişilik ilk grup 2004 yılının Ağustos ayında ABD’nin Pennsylvania Eyaletine yerleştirilmiştir. Mülteci statüsü almak için yaklaşık 12.000 Ahıska Türkü başvurmuştur. ABD’ye gelen Ahıska Türkleri 200-300 kişilik gruplar halinde ABD’nin çeşitli eyaletlerine yerleştirilmişlerdir (Alaska ve Hawaii Adaları dışında). ABD hükümeti göçmenlere alışma süreci boyunca, her türlü desteği vermiştir (dil eğitimi, çocukların eğitimi, dini hizmetler, vb.)

 

ABD’ye 2006’da Krasnodar bölgesinden bireysel olarak gelen Ahıska Türkleri çoğalmaya başlamıştır. ABD Nüfus, Sığınmacı ve Göçmen Bürosunun (PRM) verilerine göre 2006 ortalarında yaklaşık 9.000 Ahıska Türkü Krasnodar’dan gelip buraya yerleşmiştir. En fazla Ahıska Türkü Topluluğu Pennsylvania (785), Washington (590), Illinois (508) ve Kentucky’de (499) yaşamaktadır. ABD’de yaşayan çoğu Ahıska Türkü İngilizceyi ya hiç bilmemekte ya da çok az bilmektedir. Yine de Ahıska Türkleri, bu dili öğrenmeye isteklidirler.

 

 

Ahıska Türklerinin Anavatana Dönüşü

Gürcistan’ın Avrupa Birliği’ne (AB) yakınlaşması sürecinde birkaç koşul öne sürülmüştü. Onlardan birisi de Ahıskalıların anavatanlarına dönüşüyle ilgilidir. Bugün geriye dönmek için hiçbir yasal engel yoktur. Fakat bölgedeki yaşam şartları uygun değildir. Ahıskalıların sürgününden sonra 1950’lerin başında buraya Sovyet Yönetimince Ortadoğu’dan getirilen Ermeniler yerleştirilmiştir. Ayrıca Gürcistan’da Müslüman nüfusun artmaması için Ahıskalıların geri dönüşüne pek sıcak da bakılmamaktadır. Bununla birlikte, Ahıskaların yerleştiği bölgelerde, yaşam standartları yerli uluslardan hiç de geri değildir. Tek sorun, kariyer gelişiminde görünmektedir. Oysa eski SSCB cumhuriyetlerinde çoğunlukla sıkıntı yaşanmaktaydı; dolayısıyla onların Güneybatı Gürcistan’a geri dönüş çabalarının daha çok manevi eksende olduğu söylenebilir. Sürgüne gönderilmiş diğer uluslar gibi (Kırım Tatarları, Çeçenler, Çerkezler vb.) Ahıskalılar da “cezalandırılmış millet” yaftasının üzerlerinden silinmesini hedefliyorlardı.  Ahıska Türklerinin geri dönüşünü zorlaştıran sebeplerden biri arazi yetersizliği, diğeri de mevcut topraklara 1945-60 yılları arasında göç ettirilen Ermenilerin yerleşmesidir. Ayrıca gelecek olan 500.000’e yakın Müslüman Türkün otonomi isteme ihtimali ve bunların Türkiye taraftarı olmaları da diğer düşündürücü etkenlerdir.

 

Gürcistan Ahıskalıların memleketlerine dönmesi için onların Gürcü kökenli olduğunu kabul etmesini, Gürcü soyadlarını kullanmasını ve Gürcü-Müslüman olarak tanınmasını istemektedir. Fakat Gürcülerin bu talebi de Ahıskalılar tarafından bugüne kadar kabul edilmemiştir.

 

İbrahim ŞAHBAZOV

Hakkımızda
x