Kadim Pers Mitolojisi
11 Mart 2016

Kadim Pers Mitolojisi
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google plus'da paylaş Yazdır
 

Pers mitolojisi, şuan İran’ın kurulu olduğu İran platosu, Mezopotamyanın kuzey-doğu bölgesi ve oradan Hazar havzası da dahil olmak üzere Karadeniz’e kadar uzanan topraklarda yaşamış toplumların dini, kültürel ve metafiziksel değerleri ile destanlaştırılan kahramanlıkları üzerine inşa edilmiş mitler toplamı olarak değerlendirilir.


Kadim bir medeniyetin parçası olan Pers mitolojisindeki karakterler temelde “iyi” ve “kötü” olarak ikiye ayrılmıştır. Söz konusu ikici iyi-kötü anlayışı Pers mitolojisindeki hikâye, figür ve çeşitli motiflere de yansır. Bu anlayışın kökeni Zerdüştlük´teki Ahura Mazda‘nin (Avestaca olan bu kelime daha sonra Farsça´da Hürmüz olarak geçer) iki emanasyonu anlayışına dayanmaktadır. Spenta Mainyu yapıcı enerjinin kaynağı, Angra Mainyu ise karanlık, yıkım ve ölümün kaynağı olarak betimlenmiştir.


İyi ve Kötü Olgusu

Pers mitoloji ve destanlarındaki en ünlü karakter Rüstem´dir. Bir başka ünlü figür de despotizmin sembolü olan Zahhak´tır. Zahhak sonunda Demirci Kaveh tarafından yenilgiye uğratılır. Zahhak ile ilgili ilginç ve bilgi verici bir nokta da Zahhak´ın omuzlarından çıkan ve onu koruyan iki engerek yılanıdır. Zira yılan çoğu Doğu mitolojisi gibi Pers mitolojisinde de kötülüğün sembolüdür. Pers mitolojisinde birçok farklı hayvan bulunur, bir kısmı iyiliği bir kısmı ise kötülüğü simgeler. İyiliği simgeleyen ve hiç kuşkusuz Pers mitoloji ve destanlarında büyük önem atfedilen hayvan kuştur. Bu kuşların en ünlüleri, büyük, bilge ve güzel olan Simurg ve kraliyet kuşu olan Huma´dır.


Pari (Avestaca: Pairika) veya Türkçe´de kullanılan şekliyle peri erken dönem Pers mitolojisinde güzel fakat kötü (şeytani) bir kadın olarak tanımlanırdı. İslam´ın gelişinden sonra niyet ve doğasına dair bu görüş değişime uğramış, zamanla kötülüğünü yitirmiş ve güzelliği artmıştır. En sonunda da çok güzel, kesinlikle kötü olmayan bir kadın olarak tasvir edilmiştir ve güzelliğin sembolü haline gelmiştir ki bu anlamda İslam´daki cennet inancında var olan huri kavramıyla ilişkilendirilmiş olduğu söylenebilir. Fakat yine de köken olarak pariye bağlanabilecek bir kötü (şeytani) kadın tiplemesi, Patiareh, hâlâ varlığını sürdürmektedir.


İranlılar, Hint-İran birleşik kavminden ayrıldıklarında bir takım destanlar ve efsanevî rivayetleri beraberlerinde getirmişlerdir. Bu rivayetler ilerleyen zamanla onların yeni vatanlarına ve yeniden şekillenmiş yapılarına da uyum sağlamıştır. Bu yüzden Hint ve İran mitolojilerindeki ortak efsanelerin birbirinden farklı değişik versiyonlarına rastlanabilmektedir. Cemşîd’in ya da Ferîdûn’un ve babasının efsanelerle karışık destanları, Sanskritçe eserlerde bazı farklılıklarla ve değişik şekillerde aktarılmaktadır.


İran kahramanlık hikayeleri ile efsanelerinin tarihi, Âryâların İran topraklarına geldikleri günlerden başlar. İran kavmi, İndo-Europeenne/Hind-Avrupa kavimlerinden biridir. Aşamalı olarak Asya’nin orta kesimlerinden Atlas Okyanusu kıyılarına kadar yayılmış ve yeni dünyanın keşfiyle birlikte dünyanın birçok bölgesine de gidip yerleşmişlerdir. Bu ırkın kollarından biri, tarihin çok eski dönemlerinden beri diğer kollara oranla çok daha fazla önem kazanmış, onun oluşturduğu medeniyet, edebiyat ve kültür, Hind-Avrupa ırkının diğer kollarından daha etkili olmuştur. Bu kol İndo-İranienne/Hind-İran koludur. Tesbitlere göre M.Ö. 3000 yıllarında Hint-Avrupa grubundan ayrılıp Hint ve İran ırkları olarak iki ayrı kola bölünmeden önce bunlar, Orta Asya bölgesinde yaşamakta; ortak din, dil, inanç ve mitolojilere sahip olup, kendilerini “Âryâ: şerefli” nitelemesiyle ifade etmektedirler. Daha sonraki dönemlerde birbirlerinden ayrılarak Hindistan ve İran adlı ülkelere yerleştiklerinde bu ismi her biri kendisi için kullanmıştır.


İran kahramanlık hikayeleriyle efsanelerinin tarihi, Âryâların İran topraklarına geldikleri günlerden başlar. İran kavmi, İndo-Europeenne/Hind-Avrupa kavimlerinden biridir. Aşamalı olarak Asya’nin orta kesimlerinden Atlas Okyanusu kıyılarına kadar yayılmış ve yeni dünyanın keşfiyle birlikte dünyanın birçok bölgesine de gidip yerleşmişlerdir. Bu ırkın kollarından biri, tarihin çok eski dönemlerinden beri diğer kollara oranla çok daha fazla önem kazanmış, onun oluşturduğu medeniyet, edebiyat ve kültür, Hind-Avrupa ırkının diğer kollarından daha etkili olmuştur. Bu kol İndo-İranienne/Hind-İran koludur. Tesbitlere göre MÖ. 3000 yıllarında Hint-Avrupa grubundan ayrılıp Hint ve İran ırkları olarak iki ayrı kola bölünmeden önce bunlar, Orta Asya bölgesinde yaşamakta; ortak din, dil, inanç ve mitolojilere sahip olup kendilerini “Âryâ: şerefli” nitelemesiyle ifade etmektedirler. Daha sonraki dönemlerde birbirlerinden ayrılarak Hindistan ve İran adlı ülkelerine yerleştiklerinde bu ismi her biri kendisi için kullanmıştır.


Ârya kavmi, İran topraklarına gelip yerleştiğinde, Hint Âryâları ile aynı yerde birlikte yaşamakta olan atalarından miras olarak almış oldukları hikayeler, destanlar ve efsanevî rivayetleri de beraberlerinde getirdiler. Hint kavimleri arasında da yaygın olan bu efsaneler, İranlılar arasında daha geniş kitlelere yayılarak özgün nitelikler kazandı. Zamanın akışıyla söz konusu rivayetlerde yaşanılan çevrenin de etkisiyle şekillenen yeni düşünce ve inanç ekseninde birtakım değişiklikler meydana geldi. Kaynakları ortak olan, ancak ifade edildiği gibi bir ayrışma ve değişim sonrası farklılıklar gösteren bu efsanelere, İranlılar arasında ayrı bir yeri olan “Cemşîd Destanı”, “Ferîdûn Destanı” ve babası “Abtîn Destanı’nın gibi yanı sıra Sanskrit edebiyatında ve önemli Sanskrit kaynaklarda geçen başka mitolojik hikayeler de örnek verilebilir.


İran’a göç ettiklerinde Âryâ kavminin dini, Hint Âryalarıyla aynı ve Âryâlara özgü bir inanıştı. Hem Hint kültüründe ve hem de İran geleneklerinde bu inanış zamanla birtakım değişimler geçirmiş, İran bölgesinde Zerdüşt’ün ortaya çıkarak dinini yaymasıyla birlikte, Zerdüşt’ün reformları ve yeni bazı dinsel, yapısal ve düşünsel katkılarla bambaşka bir yapı kazanarak büyük dünya dinleri arasına girmiştir. Ancak bu eski inanışın İranlılar arasında çok derin izleri ve hatıraları kalmış; bu hatıralar, İran mitolojisinin ve özellikle eski İran dinî efsanelerinin kaynağını ve temel taşını oluşturmuştur. Bu eski dünyanın ve klasik geleneklerin rengini taşıyan efsaneler, zamanla birtakım eklemeler ve çıkarmalarla yeni görünümler kazanmış; çoğu yerde millî, tarihî kahramanlık destanları ve rivayetlerle iç içe girmiş ve öylece geniş coğrafyalarda yaygınlaşmıştır.


Millî rivayetler, dinî efsaneler, tarihî gerçekler, İran kahramanlarının maceraları, göç öncesi ve orta Asya topraklarında yaşadıkları dönemlerden kalma hatıralar ve efsaneler, ordu sevki ve savaşlar, savunma amaçlı mücadeleler, çeşitli bölgelerde sanatsal gösteriler ve kahramanlık sergilemeler, Âryâ ırkının gurur ve kibirliliği, İranlıların yeni inanışlarına, tanrılarına ve hepsinin İran ve İran halkının destekçileri ve hamileri olduklarına inandıkları İmşâspendân’a bağlılıkları, İran’ın doğu bölgelerinden çıkan ve bağımsız hükümetlerin oluşumunda gayret göstermiş sultanlar ve emirlerin tarihleri ve daha başka konuların karışımıyla düzenli ve bütünlük içerisinde derlenen efsaneler ve hikayeler ortaya çıktı. Söz konusu anlatımların temellerini oluşturan tarihî gelişmeler, efsaneler ve dinî rivayetlerin bazı örnekleri de Avestâ’da görülmektedir. Bu rivayetler daha sonraki dönemlerde oluşan İran efsanelerine de kaynaklık etmiştir. Diğer milletlerde görüldüğü gibi, İranlılar da bu hikayeler ve efsanelerin oluşumunda asıl hikayeler üzerine bazı eklemeler yapmışlardır. Söz konusu hatıralar ve efsaneler İran millî kahramanlık destanlarının temelini oluşturmaktadır. Her geçen gün bu anlatımlar ve millî destanlar gelişmiş; asırlar geçince de doğa üstü özellikler bu hikayelere egemen olmuş ve yetenekli şairlerin dizelerinde kahramanlık efsaneleri olarak işlenmiştir.


Zamanla gelişen ve olgunlaşan İran rivayetleri, İran tarihinde yeni bir dönem, yeni bir sayfa olarak kabul edilen “Eşkânîler Dönemi’nde” farklı bir boyut kazanmıştır.


Özetlemek gerekirse, İran millî hikayeleri ve rivayetleri, Âryâ kavminin İran’a göç etmesiyle başlamış, İran’a yerleşmelerinden sonra her geçen gün yeni gelişmelerin eklenmesiyle gelişimini sürdürmüş, yazılı ve sözlü rivayetler ve hikayeler bu yolla aşamalı olarak derlenip Sâsânîler dönemi sonlarında da en olgun ve geniş şekillini almışlardır.


Vedâ ve Avestâ içerikleri açısından karşılaştırıldıklarında Hint ve İran kavimlerinin birlikte yaşadıkları ortak bölgelerde, henüz iki ayrı ırka ayrılmadan önceki dönemlerde Cem (Vedâ‘da Yama; Avestâ‘da Yime), Âbtîn (Vedâ’da Aptya; Avestâ‘da Athwya) vb. özgün ortak kahramanlara sahiptirler. Vedâ metinlerinde çok geçen ve saygınlığıyla bilinen Âsurâ, İran dinî geleneğindeki Âhurâ’nın kendisidir.


Daha önce de işaret edildiği gibi Âryâların İran topraklarına göçlerinden sonra bu serüvenler birtakım eklemeler ya da kısaltmalarla içerik ve nitelikleri açısından değişik şekiller almaya, gelişip olgunlaşmaya yüz tuttular. Bunlardan birçoğu elbette efsane ağırlıklı hikayelerdi. Başka bir ifadeyle sadece soyut, gerçek olmayan hikayelerden ibaretti. Bunlar arasında dünyanın yaratılışı, Ahura Mazda ve Ehrîmen’in, Sığır ve Geyûmers hikayesinin, ve ırkların ortaya çıkışı konusu gibi meseleler örnek olarak yer verilebilir. Bunun yanı sıra bazı hikayeler de gerçek tarihî olaylara dayanmakta ve zamanın uzun kesitleri arasında ağızdan ağıza aktarılmaları nedeniyle tarih yatağından uzaklaşarak hikaye ve efsanelere dönüşmüştür. Avestâ‘nın ortaya çıktığı zamanlara yakın günlerde İranlılar için yaratılışın ilk dönemlerinde Zerdüşt’ün peygamber olarak ortaya çıkışına kadar birtakım rivayetler ve sözlü anlatımlar tarihî rivayetler adı altında sözlü olarak aktarıla gelmiş ve bu rivayetlerden Avestâ‘nın değişik bölümlerinin hazırlanmasında yararlanılmıştır. Bu durum da, Avestâ yazarlarının eski İran rivayetleri, efsaneleri ve hikayeleri konusunda azınsanmayacak bir birikime sahip olduklarını göstermektedir. Onlar bu rivayetlere tarihî gerçekler gözüyle bakarak Avestâ‘nın hazırlanmasında kullanmışlardır. Bütün bunlardan, eski İran rivayetlerinin ilk olarak Zerdüşt’ün kutsal kitabı Avestâ‘da yer aldığı ve bu konudaki çalışmalarda söz konusu kutsal metnin değeri ve önemi sonucuna varılmaktadır.


Burada üzerinde durulması gereken önemli bir nokta, Şâhnâme’deki efsanelerin fantastik açıdan Yunan mitleriyle mukayese edilebilecek benzerlikler göstermemeleridir. Yunan mitlerinde beşerî görünümdeki kahramanlar akıl, sarhoşluk, şarap, kıtlık, kuraklık gibi maddî ya da metafizik konular ekseninde işlenmiştir. Ancak Şâhnâme’deki efsaneler, İran milletinin ülkelerini korumak ve kollamak için verdikleri mücadelelerin destanıdır. Şâhnâme, bütünüyle mitolojik amaçlı yazılmış bir eser değildir. Mitolojik konulardan söz ettiği yerlerdeki bilgiler İran tarihini konu alan bölümleridir. Diğer taraftan Şâhnâme’deki efsaneler, Aryâ kökenli efsanelerden kaynaklanmaktadır. Avestâ’nın bu konuda Şâhnâme üzerindeki etkisi, ağızdan ağıza sözlü olarak aktarılmış olan tamamı millî içerikli, İran millî gelenekleriyle tarihi ve adetlerini koruma ve sonraki nesillere aktarma özelliği taşıyan hikayelerin Şâhnâme’nin yazılmasına neden olmasındadır.


Diğer taraftan Rüstem’in “Hefthân”ı içeriği açısından Herkül’ün “On iki Hân’ına” benzemektedir. Rüstem adı, Avestâ’da hiç geçmemektedir. Pehlevî dilinde kaleme alınmış eserlerde de Rüstem adı “Rustehm” şekliyle nadir de olsa yer almaktadır. Buna karşın “Herkül” adı Yunan mitolojik kaynaklarında tanrılar soyundan gelen bir kahraman olarak baş rolü oynamaktadır. “Siyâvuş” ve “Sûdâbe” hikayesi trajik açıdan “Hippolyt” destanıyla benzerlikler taşırken, Behmen’in kızı “Homay”ın hikayesi “Periyam”ın kızı “Helene” hikayesiyle örtüşmektedir. İran millî kahramanlık destanlarında “Simorg’un” rolü, onun “Zâl” ile olan ilişkisi, Simurg’un Zâl’ın hayatının başlangıcından İsfendiyâr destanının sonuna kadar oynadığı rol, Yunan mitolojisi geleneğinde her zaman tanrılar tanrısı “Zeus’un” sarayında en önemli güç simgesi olan “kartalın” benzer özelliklerini taşımaktadır.


Firdevsî, Şâhnâme‘de gerçek tarihsel varlıklar olan eski İran sülaleleri Medler ve Ahâmenişler hakkında herhangi bir bilgi vermemektedir. Bunların yerine mitolojik varlıkları bulunan Pişdâdîler ve Keyânîler hanedanları hakkında ayrıntılara, özet olarak da Mulûk-i tevâyif ve Eşkânîler konusunda bilgilere yer vermektedir. Ayrıca mitolojik bilgilerden ve eldeki kaynaklardan yararlanarak yaşadığı dönem kapsamında Sâsânîler hakkında geniş malumat da sunmaktadır. Şâhnâme, gerçekte, mitolojik özellik taşıyan öğütler, tarihî olaylar, ahlakî öğretiler, hikmet, efsaneler ve şairsel tasvirler ve Firdevsî’nin kendi hayat hikayesiyle ilgili ayrıntılara yer veren bir mecmuadır. Bir diğer ifadeyle, bu iki tasvir ve değerlendirmenin kişisel bakış açıları, sosyal ve ulusal birtakım etkenlerin yanı sıra zaman ve mekan faktörlerinin etkisinde kalsalar da Firdevsî’nin Sâsânî hükümdarlarını tasviri, neredeyse Herodot’un Ahâmeniş krallarını tasviri gibi tarih yazımcılığının en iyi örnekleri arasında yer almaya adaydır.


İran değerleri ve Pers milletinin üstün özelliklerinden söz eden Şuûbî yazarların eserleri arasında, Saîd b. Hamîd’in İnsâfu’l-‘Acem mine’l-‘Arab, Kitâbu Fazli’l-‘Acem ‘alâ’l-‘Arab, Beytu’l-hikme’nin reisi, Haysem b. Adiyy’in Ahbâru’l-Furs, Sehl b. Hârûn’un birkaç eseri, Ebû Ubeyde Muammer b. Musennâ’nın Fezâ’ilu’l-Furs adlı eserleri ve ilk İslâmî dönemlerde kaleme alınmış kaynaklarda isimlerine rastlanan daha birçok çalışma örnek verilebilir. Bazı etkenler nedeniyle daha sonraki dönemlerde söz konusu eserler ortadan kaybolmuş, ancak bu eserlerin de etkisiyle İranlılar, birtakım hareketleri başlatma ve yürütme heyecanı kazanmış; bağımsızlıklarını elde etme yolunda bunlardan da güç almışlardır. Diğer taraftan İran kökenli Şuûbî şairlerin Arapça kaleme almış oldukları kahramanlık içerikli dizeleri de, o çağların İranlı şairlerinin milliyetçilik duyguları, heyecanları, ülkelerine olan sevgilerini dile getirmektedir. Beşşâr b. Bord, Hureymî-yi Soğdî, Ebû Nuvâs-i Ahvâzî, Mehyâr-i Deylemî, el-Mutevekkil-i İsfahânî gibi ünlü kalemlerin bu hareketler içerisindeki etkin ve derinlikli rolleri de unutulmamalıdır.


Şuûbiyye düşüncesinin önemli ve etkili sonuçlarından biri de, tarihî ve kültürel içerikli çok sayıda eserin Pehlevî dilinden Arapça’ya çevrilmesi konusunda başlattığı seferberliktir. Bu faaliyet, o dönem İran düşüncesi ve edebî gücünün açık göstergesidir. Bunlar arasında, o dönem tarih ve daha özel bir değerlendirmeyle “millî tarih” niteliği taşıyan İran millî rivayetleri ile tarihî gelişmelerine yer veren çok sayıda eser bulunmaktaydı. Bunlardan İbn Nedîm’in el-Fihrist, Hamza-yi İsfahânî’Nin Sinî-yi Mulûki’l-‘arz ve’l-enbiyâ, Mes’ûdî’Nin Murûcu’z-zeheb, İbn Kuteybe Dîneverî’nin et-Tenbîh ve’l-İşrâf, İbn Kuteybe’nin Uyûnu’l-ahbâr ve Mucmelu’t-tevârîh ve’l-kısas gibi klasik kaynaklarda söz edilmektedir. Bunlar arasında, Dâstân-i Behrâm-i Çûbîn, Rustem u İsfendiyâr, Pîrân-i Vîse, Kitâb-i Peykâr, Mezdeknâme, Kitâbu’t-tâc, Dârâ ve Bot-i Zerrîn, Lohrâspnâme, Husrev u Şîrîn, Enderznâmehâ-yi Pehlevî, Ahbâr-i İskender, Ahd-i Erdeşîr, Veys u Râmîn, Pîrûznâme, Ahbâr-i Behmen, Bahtiyârname ve daha başka eserler yer almaktadır.


Burada İran mitolojisinin en önemli kaynakları arasında yer alan bazı eserler ve özellikleri hakkında bilgi vermemiz yerinde olacaktır.


1.   Avestâ

Eski İran’da yaygın efsanelerin ve Fars mitolojisinin en önemli ve en büyük kaynağı Avestâ’dır. Bu konuda yapılacak bütün çalışmalarda ilk kaynak olarak Zerdüşt’ün bu kutsal kitabına başvurulmaktadır. Zerdüşt’ün kutsal kitabı Avestâ’nin yazılmış olduğu dile de “Avestâ dili” adı verilmektedir.


2.   Dînkert

Günümüze kadar gelebilmiş en önemli ve ayrıntılı Pehlevîce eser olan Dînkert, aslında on cilt halinde kaleme alınmıştır. Ancak şimdi bu on ciltten sadece I. ve II. ciltleri elde bulunmaktadır. “Zend Âgâhiyye” adıyla da bilinen Dînkert, Pehlevî edebiyatında bu isimle ün kazanmıştır. W. West tarafından eserin toplam kelime sayısının 169.000 olduğu ifade edilmektedir. Dînkert, Abbâsî halifesi Me’mûn’un huzurunda Ebâlîş ile münazaralarda bulunan Ferruhzâd oğlu Âtûr/Âzer Fernbağ tarafından kaleme alınmıştır. Âzer Fernbağ, II-III. / VIII.-IX. yüzyıllarda yaşamış, eserini de bu yüzyıllarda kaleme almıştır. Dînkert, Mezdîsnâ inanışı, bu inancın dinî ayrıntıları, gelenek ve görenekleri, inançları, rivayetleri ve edebiyat tarihi gibi konularda bilgilere yer veren büyük bir mecmuadır.


Sâsânîler döneminde derleme yoluyla oluşturulan bu eser, İran efsaneleri konusunda mûbedlerin kaleme almış oldukları eserlere dayanan değerli bilgilere yer vermektedir.


3.   Bundehişn

Pehlevî dönemi İranının önemli Pehlevîce metinlerden Bundehişn / Bundehiş, (Orta Farsçada “yaratılışın aslı” anlamında Bundehişn) Pehlevî dilinde kaleme alınmış, bir bakıma Sâsânî dönemi Avestâ‘sı ve Zend‘inin bir özeti olan, tarih, din ve coğrafya konuları yanında, dünyanın yaratılışı, hikayeler, efsaneler, doğa ve daha başka konulara yer veren Zerdüşt dinî ve tarihî hakkındaki önemli metinlerinden biridir. III-IX. yüzyılda yazılmış önemli kaynaklar arasında geçen eser, yaklaşık 13.000 kelimeden oluşmaktadır.


Eserin tarihî gelişmelere yer vermesi bakımından en önemli kısmı, 33. Fasıl’dır. Bu kısımda İran efsanevî tarihinin bir bölümü Sâsânî döneminin sonlarına kadar ele alınmaktadır. Özellikle İran efsanelerinin bir özeti olması açısından çok önemlidir.


4.   Hudâynâme

Sâsânîler döneminin en önemli tarihî eseri Hudâynâme, İran hanedanlarının, padişahlarının adlarını, çeşitli dönemlerin tarihî gelişmelerini efsanelerle karışık olarak kaydetmektedir. Sâsânî saraylarında gelişmelerin kaydedildiği resmî defterler bulunmaktaydı. VI. yüzyıl Bizanslı tarih yazarlarından Husrev-i Enûşîrvan ile çağdaş olan Agasyas da bu resmi belgelerden yararlanmıştır. Özellikle Şapûr ve Nersî kitabelerinin içerikleri Sâsânî sultanlarının saraylarında arşivlerde özenle korunmaktaydı. Aynı zamanda Sâsânî sarayında İran tarihi, mitolojik rivayetleri ve efsanelerini ezbere bilen kişiler de bulunuyordu. Firdevsî, Şâhnâme’de Behrâm-i Gûr’a (421-439/1030-1048) ava giderken yolda Cemşîd ve Ferîdûn hikayelerinin anlatıldığını aktarmaktadır. Öyle anlaşılıyor ki Behrâm-i Gûr dönemine kadar “Nâme-yi Bâstân” bulunmakta ve eğlence meclislerinde onun hikayeleri okunmaktaydı.


Şâhnâmelerin temel çekirdeğini Hudâynâme‘de yer alan bilgiler oluşturmaktadır. Hudâynâmek ve İran tarihiyle, efsanevî rivayetlerini konu alan kaynaklar Abdullâh b. Mukaffa tarafından Siyeru’l-mulûk ya da Siyeru Mulûki’l-Furs adıyla Arapça’ya çevrilmiştir. Hudâynâme’nin Arapça çevirilerinde doğal olarak bazı Zerdüşt inancına ait unsurlar da orjinal metinden çıkarılmıştır.


5.   Şâhnâmeler

III.-IX. yüzyılın ortalarından itibaren doğu İran emirlerinin Farsça’yı, Fars edebiyatını ve Fars değerlerini canlandırmak, yeniden diriltmek için ortaya koymuş oldukları birtakım çaba ve gayretleri yeni Farsça ve edebiyatının önünü açan çalışmalar olarak kabul edilmektedir. Aynı dönemlerde ya da kısa bir zaman sonra Merv bölgesinde yönetimi ele geçirmiş ve bağımsızlık faaliyetlerine girişmiş şahsiyetlerden Ahmed b. Sehl adında İranlı asîlzâde köylülerden biri, Firdevsî’nin Şâhnâme‘de “Âzâd Serv” bazen de “Serv” adıyla söz ettiği önemli bir kişiliği de himayesi altına almıştı. Sîstân bölgesinden olan ve soyunun Nerîmân’ın oğlu Sâm’a eriştiğini iddia Eden Âzâd Serv, bütün imkanlarını ve zamanını Sâm hanedanının, özellikle de Rüstem’in rivayetlerini toplayarak bir araya getirmeğe vakfetmiş; bu rivayetlerle büyümüştü. Firdevsî’nin eline geçen ve Şâhnâme‘yi kaleme alırken yoğun olarak yararlandığı, özellikle Rüstem ve ailesi ile ilgili birçok rivayeti aktarırken kaynak olarak kullandığı eser, işte bu ünlü yaşlı şahsiyetin derlediği “Rüstem’in haberleri” idi. Bu eser aynı zamanda yeni Farsça ile kaleme alınmış ilk mitolojik çalışma ve İran millî hikayelerine yer veren ilk derlemedir.

                                                                                                                     

Meena SANJAR


Kaynakçalar

http://myth.tarikhema.org/

https://fa.wikipedia.org/

http://www.anthropology.ir/

https://nyildirim.wordpress.com/

Hakkımızda
x