Zenci Musa
12 Nisan 2016

Zenci Musa
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google plus'da paylaş Yazdır
 

İlginçtir ki insan bazı tarihi yazılarda Osmanlı Devleti’yle ilintili olarak “sömürgeci” “asimilasyoncu” veya “ihtilalci” gibi sözcüklerin kullanıldığını görebiliyor. Oysa Osmanlı Devleti ırk, din, dil ve dünya görüşlerine bakmaksızın tüm insanları kucaklayan, tek çatı altında toplayan “Millet Sistemi” ile dünya tarihinin gelmiş geçmiş en iyi çok kültürlü yönetim örneğini sergilemiştir. Başka bir bakış açısıyla basitçe ifade etmek gerekirse, Osmanlı Devleti sömürgeci bir anlayışla hareket etseydi günümüzde bazı Avrupa ülkeleri dâhil olmak üzere dünyada pek çok millet Türkçe konuşuyor olacaktı. Zira tarihte kısa süreliğini sömürge olmuş bazı ülkelerde bugün kendi dilini konuşmayan birçok toplum mevcuttur. Nitekim Osmanlı Devleti yaklaşık 500 yıl boyunca dünyanın farklı kıtalarında hüküm sürmüş bir ülke olmasına rağmen bugün Türk Devletleri hariç hiçbir ülke Türkçe konuşmamaktadır.

 

500 yıl boyunca dünyanın farklı kıta ve bölgelerini yöneten Osmanlı Devleti’nin merkezi olan İstanbul’da bu kültürel çeşitlilik hemen dikkati çekmektedir. Farklı din, ırk, kültür ve geleneğe sahip insanlar Osmanlı himayesi altında sevgi, saygı ve hoşgörü içinde yaşayabilmişlerdi. Dahası devlet yönetiminde dahi son derece kritik görevlere gelebilmişlerdir. Nitekim bu yazının konusunu teşkil eden “Zenci Musa” da böyle bir şahsiyettir…

 

Zenci Musa, Osmanlı dönemde Sudan’dan gelen ve Devlet-i Aliye’de büyük güven ve ün kazanan kişilerden biridir. Elbette Zenci Musa gibi, Osmanlıya sadık, onu canından aziz bilen ve ayakta tutabilmek için her türlü fedakârlığı yapan örneklerin Osmanlı Devleti’nde sayısı az değildir. Bu kapsamda Yemenli kabile reislerinden Şerif Mehmet Muzaygır, Sanalı Mehmed Mucahid, Saraybosna´nın Delikli köyünden Haydar, Üsküb´ün Vlânık köyünden Hasan Nusret, Şam´ın Kunaytıra ilçesinin Mansure köyünden Abaza Eyüb Benzenç, Medine´nin Asvat mahallesinden Habeşistanlı Mahbub, Girit´in Hanya ilçesinden Arnavut Mamaka Mustafa gibi kişiler bunlar arasında ilk akla gelenlerdendir.

 

Zenci Musa aslen Sudanlıdır. O dönemde yaşanan bazı gelişmelerden dolayı Osmanlı hayranı olan dedesi ile Mısır’a (Kahire) göç etmiştir. Sonrasında ise babası Girit´e göç etmiştir. Girit´te 1890´lı yılların başında dünyaya gelen Zenci Musa, İslâm ahlâk ve adetlerine göre yetiştirilmek üzere dedesi ile birlikte tekrar Kahire´ye dönmüştür. Kahire’ye dönüşlerinde Türklerin yaşadığı mahallede kalmaya başlamışlardır. Buna bağlı olarak Musa´nın çocukluk arkadaşlarının çoğu Türk ailelerin çocuklarıdır. Böylelikle küçük yaşta Türkçe öğrenme fırsatı bulmuştur.   

 

Zenci Musa gençlik döneminde Osmanlı Devleti’nin Binbaşı Enver Bey komutasındaki Libya-Trablusgarp Başkumandanlığına katılmıştır. 2 metre boyu bulunan Musa sadece fiziksel anlamda çok güçlü değil, aynı zamanda karakteristik açıdan da güçlü bir kişiliğe sahiptir. İtalya’ya karşı savaşan Libya’daki Osmanlı Ordusu lojistik açısından çok zayıf olduğu için tüm dünya İtalya’nın Osmanlı Devleti’ni kolayca yeneceğini düşünüyordu. Ancak Osmanlı Ordusu’ndaki cesaret, inanç ve sadakat bu beklentinin boşa çıkmasını sağlamıştır. İşte savaş koşullarındaki bu cesaret ve fedekarlık döneminde Eşref Sencer Bey tarafından daha sonra Osmanlı Devleti’nde yüksek görevlere gelecek olan Zenci Musa keşfedilmiştir.

 

Eşref Sencer’in Teşkilat-ı Mahsusa’nın önde gelen isimlerinden biri olması Zenci Musa’nın sonrasında bu teşkilata ayak atmasına vesile olacaktır. Zenci Musa bu teşkilatın mensuplarından biri olarak Balkan Savaşı’nda, Trakya Hükümeti’nin kuruluşunda ve Birinci Dünya Savaşı´nda Sencer beyin yanında savaşmıştır. Ayrıca daha sonra Osmanlı Devleti’nin yaptığı en cesur ve zorlu görevlerden biri olan Yemen’e altın götürme görevinde bulunmuştur.  Zira birliğiyle Suudi Arabistan’daki İngilizleri atlayarak Yemen’e yaklaşık 300 altın götürebilmiştir.

 

Daha sonra emekli olan Zenci Musa, Anadolu’da başlatılan milli mücadeleye destek vermek için İstanbul’a gelmiştir.  Ancak burada kalacak yeri ve parası dahi yoktur. Bir gün Yemen’den tanıştığı, dönemin yetkililerinden olan Sait Paşa ile bir cami çıkışında karşılaşır. Zenci Musa’nın iyi durumda olmadığını anlayan Sait Paşa kendisine emeklilik maaşı vermek için bir dilekçe yazmasını ister. Fakat Zenci Musa, “Paşam, ben bu fakir milletten emekli maaşı alamam” diyerek tarihi bir cevap verir. Bunun üzerine Sait Paşa, o dönemde İstanbul’un Hamallar kâhyası olan Ferit Bey’e gider ve bir diğer gelişinde yanında olan kişiye (Zenci Musa’ya) sohbet sırasında iş teklifinde bulunmasını rica eder. Nitekim Zenci Musa ile birlikte Ferit Beyin ziyaretine giderler ve sohbet esnasında Ferit Bey, Zenci Musa’ya Karaköy Gümrüğü’nde kâhyalık yapma teklifinde bulunur. Ancak Zenci Musa’dan yine çok anlamlı bir yanıt gelir ve “Ben kâhyalık yapmam. Onu yaşlı bir Müslüman’a verin. Orda hamallık varsa yaparım” der. Böylece hamallık yapmaya başlar.

 

1919 yılında Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasına müteakip İhtilaf Devletleri İstanbul’u işgal etmiştir. İşgali izleyen günlerde bir İngiliz komutanı İstanbul sokaklarında dolaşırken çok ağır yük kaldıran Zenci Musa’yı görür ve çevredekilere kim olduğunu sorar. Hikâyesini dinlenirken Yemen’deki Osmanlı Ordusu’na altın getirmek için Suudi Arabistan’daki İngiliz birliklerini atlatan Osmanlı Komutanı olduğunu duyunca, Zenci Musa’ya çok büyük teklifler yaparak kendileriyle birlikte çalışmasını ister. Devlet-i Aliye’ye karşı yüksek sadakat taşıyan, cesur ve inançlı Zenci Musa, İngiliz komutana ahlak dersi niteliğindeki şu yanıtı verir; “Her teklif herkese yapılmaz. Bu sözleriniz beni ancak rencide eder. Benim bir devletim var; Devlet-İ Osmanî. Bir de bayrağım var; Ay Yıldızlı bayrak. Ve bir de Kumandanım; Eşref Bey… Bu iş daha bitmedi. Sizinle mücadelemiz sürecek.

 

Daha sonra verem hastalığına yakalanan Zenci Musa, bu hastalığa yenik düşerek 1919 yılında İstanbul’da hayata gözlerini yummuştur. Vefat ettikten sonra çantasından bir adet Osmanlı Haritası, Kur’an-ı Kerim, Eşref Bey’in fotoğrafı ve bir kefen bezi çıkmıştır. Milli şairimiz merhum Mehmet Akif Ersoy, Zenci Musa’yı Eşref Bey’le birlikte görevli gittiği Arabistan yolculuğunda tanımış ve daha sonra şiirlerinde onu anlatırken “Eşref Bey’in emireri Zenci Musa, Omzundan arşa yükseldi nebi İsa” demiştir.

 

Zenci Musa’nın bu hikâyesini okuyup araştırırken bu kadar imanlı, sadık, cesur, fedakâr insanlar yetiştirebilen bir medeniyetin evlatları olan günümüz gençliği olarak halimizden utanır hale geliyor insan. Bu vesileyle Zenci Musa’nın adını “Sudanlı Musa” olarak değiştirerek hem Türk hem Sudanlı gençler arasında daha iyi tanınması için bazı çalışmaların yapılmasının çok yerinde bir girişim olacağını düşünmekteyim. Bu suretle hem geçmişi kahramanlıklarla dolu olan öz medeniyetlerinden ilham almaları teşvik edilecek, hem de bu iki toplumun gençleri arasında yeni bir kültürel diplomasi alanı yaratılmış olacaktır. Bu vesileyle medeniyetimizin daha nice Zenci Musa’lar yetiştirmesi temennisiyle Osmanlının asil kahramanlarından “Sudanlı Musa’ya” Allah’tan rahmet dileriz.

 

Dr. Tirab Abbkar TİRAB

Eurasian House Doğu Akdeniz Koordinatörü

 


Konu Hakkında Daha Fazla Bilgi İçin:

http://dergi.altinoluk.com/

http://sinanozcan.com.tr/

http://alkislarlayasiyorum.com

http://blog.radikal.com.tr/

http://h4bib.blogspot.com.tr/

http://www.yeniakit.com.tr/

http://www.biyografi.info.tr/

http://www.yazete.com/

http://www.biyografi.net/

https://www.youtube.com/

https://www.facebook.com/

http://www.tefekkurdergisi.com/

Hakkımızda
x